CENGİZ AYTMATOV’ UN ARDINDAN MANKURTLAŞAN COĞRAFYA

 

CENGİZ AYTMATOV’ UN ARDINDAN MANKURTLAŞAN COĞRAFYA

                                                                                     (Ömer ÜNAL)

    Cengiz Aytmatov’ u 10 Haziran 2008 günü kaybettik. O, düşünceleriyle ve kaleme aldığı yazılarıyla gerçek bir edebiyatçı olduğunu gösterdi. Edebiyatçı olmak öncelikle ait olduğun ulusa saygı duymayı, halkını sevmeyi ve o ulusun kültürel değerlerini savunmakla başlar. Edebiyat sözcüğü edep kökünden gelmektedir. Edebiyat yolunda ilerleyen birisinin bu edep sözcüğünün hakkını vermesi ve altında kalmaması gerekir. Edep sahibi olabilmenin öncül şartı da ulusalcı olmaktır. İşte bu büyük erdemi gönlünün derinliklerinde taşıyabilen Aytmatov örnek kişiliğiyle, Türk ulusuna adanmış yaşam öyküsüyle göçüp gitti yeryüzünden. Aytmatov’ un bu konudaki görüşleri ise şöyledir: “Her yazar bir milletin çocuğudur ve o milletin hayatını anlatmak, eserlerini kendi milli gelenek ve törelerini kaynak alarak zenginleştirmek zorundadır. Benim yaptığım önce bu, yani kendi milletimin geleneklerini ve hayatını anlatıyorum. Fakat orada kaldığınız takdirde bir yere varamazsınız. Edebiyatın milli hayatı ve gelenekleri anlatmanın ötesinde de hedefleri vardır. Yazar, ufkunu milli olanın ötesine doğru genişletmek ve ‘evrensel’ olana ulaşmak için gayret göstermek durumundadır. İyi yazar “tipik insan” ortaya koyma ustalığına erişen yazardır.”  Aynı konuyla ilgili olarak başka bir Türk edebiyatçısına kulak verelim şimdi de. Yıllar öncesinden bizlere seslenen Mehmet Emin Yurdakul şairin özelliğiyle ilgili şu dizeleri yazmıştı:

 

“Bırak beni haykırayım, susarsam sen mâtem et;
 Unutma ki şâirleri haykırmayan bir millet,
 Sevenleri toprak olmuş öksüz çocuk gibidir.”

  Cengiz Aytmatov tam bir tarih sevdalısıydı. Adını Cengiz Han’ dan alan yazar Türkiye Tarihi’ ne de hakim birisiydi .Özellikle Mustafa Kemal Atatürk’ ün devrimlerine hayranlık duyan Aytmatov ,Türklerin yeni dünya düzeninde nasıl bir rol izlemeleri gerektiğini de bir İstanbul ziyareti sırasında şu şekilde açıklamıştı:  “21. asır, Türk Dünyası’nın yükselme ve gelişme asrıdır. Atatürk, Türkiye’nin yüksek bir medeniyet olmasını sağladı. Atatürk’ün dünyaya nasıl bir tarihi etki yaptığını yeni yeni öğreniyoruz. Benim için dünyada en önemli hadise, Türkiye’nin Atatürk önderliğinde büyük bir devlet olması ve bizim bağımsızlığımızı kazanmamız. Ben bunu Türk Dünyası’nın 20. yüzyıldaki senfonisi olarak görüyorum. Yeni dönemde Kırgız, Kazak, Özbek tüm aletlerin sesinin ortak çıkması gerekiyor. ABD, küreselleşme çerçevesinde Türk devletleri üzerinde gücünü giderek arttırıyor. Buna karşı Türk halkları ortak mücadele etmeli. Küreselleşmeye karşı önce kendimiz bir araya gelmeliyiz Türk dünyası olarak.”  Yazar olabilmek bu sağlam duruşu gerektiyor. Ayakları vatan toprağına basmayan kişilerin yazar olduklarını iddia etmeleri ne acı, ne korkunç bir durum. Oysa Aytmatov ulusal değerlerine sıkısıkıya bağlı kalarak o üzerine bastığı toprağın ne anlama geldiğini biliyor ve bu doğrultada eline alıyor kalemini. Onun kaleminde yüksek bir Türk kültürünü, tarihin derinliklerinden kopup gelen Türk insanını buluyoruz.

    Cengiz Aytmatov , Kırgız Türklerinin ünlü destanı olan Manas Destanı’ nı günümüze taşıyan yazar olarak da bilinir. Manas Destanı Kırgız Türkleri için ulusal bir nişandır. Türk Edebiyatı’ nın bu eşsiz yapıtı hakkında Aytmatov şu sözleri söylemiştir: “Biz bu destana babalarımızın, bütün ecdadımızın seslerini verdik. Bu sesleri hep duyacağız: Çok eski zamanlarda buraları terk eden kuşların uçuşunu, nice zamandır artık toprağı dövmeyen toynakların sesini, savaşta ölen batırların naralarını, ölenler için yakılan ağıtlarımızı, zaferler için sevinç çığlıklarımızı duyacağız. Bu destan, yaşayanların övüncü, hepimizin övüncü için, geçmişi canlandıracak, gösterecektir...”

 

  Mustafa Kemal Atatürk: “Bir millet, irfan ordusuna sahip olmadıkça savaş meydanlarında ne kadar parlak zaferler elde ederse etsin, o zaferin köklü sonuçlar vermesi ancak irfan ordusuyla mümkündür. Bu ikinci ordu olmadan birinci ordunun elde ettiği kazanımlar sönük kalır. Milletimizi geçek mutluluğa, kurtuluşa ulaştırmak istiyorsak, bizi ölümden kurtaran ve hayata götüren bugünkü idare şeklimizin sonsuzluğunu istiyorsak, bir an önce büyük, kusursuz, nurlu bir irfan ordusuna sahip olmak zorunluluğunda bulunduğumuzu inkar edemeyiz.” Sözleriyle askeri ordunun başarılarını kalıcı kılacak ve ileriye taşıyacak olanın irfan ordusu olduğunu dile getiriyor. Bu irfan ordusu başta öğretmenler, bilim adamları ve yazarlardır. Aytmatov’ da Kırgızistan ve Türk dünyası için bu görevi en iyi şekilde yerine getirmiştir. Yazara göre ülkelerin ve ulusların uçurumun eşiğine sürüklenmelerinin nedeni; ulusların dilini, kültürünü ve özünü unutuyor olmalarıdır. Aytmatov, özellikle bir ulusun çöküşünün, o ulusa ait bireylerin başka kültürlere özenmesiyle başladığını dile getiriyor ve Gün Olur Asra Bedel romanında Sovyetlerin dine, geleneklere ve halkın değerlerine yönelik tavrını keskin bir dille eleştirirken, kendi değerlerini unutanların, değersiz mankurtlardan başka bir şey olmayacaklarını ifade ediyor. Cengiz Aytmatov mankurtlaşma ile özünden kopuşu ve ulussuzlaşmayı anlatıyor bizlere. Aytmatov’ un neden Nobel Edebiyat Ödülü’ ne aday dahi gösterilmediğinin nedeni belki de budur kim bilir. Mankurtlaşma, insanoğlunun başına gelebilecek en aşağılık olaydır. Beslendiğin topraklara karşı çıkmak, içtiğin suya tükürmektir. İnsanın yaşama nedenlerinin başında gelir özü ve namusu. Ancak kimileri bu değerleri hiçe sayar. Başka diyarları kendisine diyar, başka dilleri kendine dil edinir. İşte bu soysuzlaşmanın en acı öyküsüdür. Annesinden dinlediği ninniler Türkçedir bu ülke insanının, ilk sözleri, ilk sevdaları ve ilk düşleri Türkçedir. Bunun için anadilimiz diyoruz Türkçeye. Öyle ki biz Türk dili için Türk gibi, Türk’e ait olan anlamına gelen Türkçe sözcüğünü kullanıyoruz. Ancak analarının dilini, atalarının kültürünü unutanların yaşamı belki de insan soyunun en acı olayıdır. Bunu maalesef bile bile yapanlar var bu coğrafyada. Kalemlerini Türk’e ve Atatürk’e ihanet için oynatanlar ve bu dansözlüğü izleyip paralar saçanlar var o dansözlerin üzerine. İşte bu kısır döngüyü yaratanlar, bu ülkeyi yaratanlara, dillerine, dinlerine, yaratılış nedenlerine en büyük ihaneti ediyorlar. Avrupalılaşma heveslileri, çağdaşlaşmayı batıcılık olarak algılayanlar, Attila İlhan’ ın deyimiyle züppeliğe adım atmaktalar. Ama şu unutulmamalıdır ki hangi fidan vardır ki toprağından kopartılıp başka topraklara ekilince yeşerebilsin. Mankurtlaşmanın önüne geçmek ise gerçeği apaçık görenlerin karşı çıkışlarıyla durabilecektir.

    Mustafa Kemal Atatürk, Sovyetlerin dağılmasının ardından mutlaka o coğrafyadaki soydaşlarımıza kucak açmamız gerektiğini söylemişti. Bu sözü dikkate almamız gerekmektedir. Soydaşlarımızla kuracağımız birlik, Aytmatov’un hayalleri başta olmak üzere tüm Türk insanlarının hayallerini gerçekleştirmiş olacaktır.

  Ömer ÜNAL

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !