ORHUN YAZITLARINI ANLAYARAK ULUS OLABİLMEK

 

ORHUN YAZITLARINI ANLAYARAK ULUS OLABİLMEK

 

    İnsanlar yaratıldığı günden itibaren yaşamı ve yaşam amaçlarını sorgulamışlardır. İnsanlar bu amaç doğrultusunda önce kendi benliklerinin ayırdına varmış ve daha sonra çevresindekilerle iletişime geçerek öncelikle küçük gruplar, kabileler ve en nihayetinde de milletleri oluşturmuşlardır. Ortak köken, ortak tarih, ortak yaşayış biçimlerine sahip olan bireylerin oluşturdukları topluluklara millet (ulus) adı verilir. Ulusların varlıklarını devam ettirebilmeleri o ulusun sahip olduğu eserlerle doğru orantılıdır. Bu yapıtların en önemlileri ise kuşkusuz yazılı eserlerdir. Türk’ ün ise tarihe sunduğu en önemli eseri “Orhun Yazıtları” ‘ dır.

   Orhun Yazıtları, Türk’ün derin usunun ve yaşamı anlayış gücünün eşsiz bir örneğidir. Göğe doğru uzanan bu değerli taşlarda  Türk insanının vatan sevgisini, ülkeye ve töreye bağlılığını görmek mümkündür. Kültigin, Bilge Kağan ve Tonyukuk Abidelerinden oluşan yazıtlarda kullanılan dil, sözcükler Türkçenin gücünü de gözler önüne sermektedir. Kültigin Yazıtlarındaki şu sözler Orta Asya’nın o güzel bozkırından günümüze bakın nasıl bir ışık tutmaktadır: “ Gelecek hadsiz, hesapsız kuşakların dimağlarında, onların ortak başarılarının gücü her gün yeniden canlansın diye, uzakta ve yakında bulunan herkesin bunu öğrenmesi için, özellikle muhteşem bir kitabe yaptık… Böyle adamların kesinlikle sonsuzluğa değin kalıcı olamayacaklarını kim söyleyebilir? Uğurlu haberleri sonsuzluğa ilan için şimdi dağ gibi yüksek bir abide dikilmiştir.” Bu müthiş anlatım ve ön görü gücü hayretle izlenilebilir…

     Bilge Kağan’ın, üstte gök çökmedikçe, altta yağız yer delinmedikçe senin ilini, töreni kim bozabilir, diyerek seslendiği Türk ulusu bugün töresinin ve ülkesinin gerçekten de yok olması için göğün yarılmasını ya da yerin delinmesini mi bekliyorlar bilinmez ama Türk’ün tarihinde esaret zincirlerinin sürekli olarak er ya da geç kırılmış olması günümüzde Oğuz Türklerinin yani bizlerin başındaki musibetlerden de bir şekilde kurtulacağımız yönünde bizlere ümit ve güç vermektedir. Aslında tam da doğru bir yerdeyiz. Çünkü, mücadele ve düşünce gücümüz için ilham alabileceğimiz yer tarihimiz ve Bilge Kağan gibi ulu liderlerimiz değil de ne  ya da kimler olacaktır? Mustafa Kemal  Atatürk’ün bu konudaki: “ Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur.!”  sözü bize doğru yolu ve doğru tarih anlayışını göstermektedir.

    Orhun’da yoğun bir düşünce içerisinde olan atalarımız savaş meydanlarındaki başarılarını devlet sistemlerindeki sağlamlığa ve elbette yaşam algılarına borçluydular. İnançsız, amaçsız değil sonuna dek kararlı ve adanmışlardı. Yaratıcı ile aralarındaki ilişki ve Tanrı’yı kavrayış biçimleri de oldukça sağlam temellere dayanan Türk ulusunun günümüzde bu denli değişikliğe uğramış olması tez konusu olacak niteliktedir. Bilge Kağan’ın sözlerinin vurulduğu Kültigin Yazıtlarında, Tanrı yaşar, insanoğlu hep ölmek için türemiş, ifadesi Türk’ün sonsuzluk ve Tanrı anlayışına ciddi bir örnek oluşturmaktadır. Duygusal ve bir o kadar da mücadeleci olan Bilge Kağan’ın küçük kardeşi Kültigin’ in ölümü hakkında söylediği yukarıdaki sözlerin ardından bengü taşlara yazdırdığı şu satırlar onun edebi yeteneğini de göstermektedir: “ Öyle düşünceye daldım. Gözden yaş gelse engel olarak, gönülden ağlamak gelse geri çevirerek düşünceye daldım. “

      Tarihten süzülerek günümüze gelen ve Orhun Vadi’sinden anayurdu kucaklayan ve ısıtan yazıtlarda belirtilen hadsiz, hesapsız kuşaklardan olmamak için, kurdun gücünü yüreğinde hisseden bir ulus olabilmek için işit ve duy… Orhun’dan gelen ses Ankara’da yankılanırken şimdi bu sese kapatma kulaklarını, işit ve duy…

 Ömer ÜNAL


 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !